Cuma kadar olmasa da perşembede iyidir be sevgili okur.
Merhaba buz gibi soğuk bir havadan sevgili okurcum. Bugün hayatım için önem taşıyan bir hikayeyi anlatmak istedim umarım severek okursun.
Var mı senin de böyle hayatını değiştiren insanlar...
İlk okul 3. sınıfta yaşadığımız ilçeden taşındık
ve ben 4. sınıfa yeni bir okulda başladım.Oturmuş bir yapının içine giren yeni
bir karakter. Sınıfın zekisi belli, popüleri belli, gıcığı, salağı, yani hepsi
belliyken bu sınıf beni nasıl biçimlendirecekti.
Kısacası zor bir dönemdi benim için. Kendin
olmak, arkadaş bulmak, kendini kanıtlamak, öğretmenlere kendini göstermek yani
zor işte yeni gelen olmak.
Zorlu bir kaç yılın ardından artık benimde
arkadaşlarım olmuştu sınıfta, sınıfın belirgin tiplerinden olmasam da sevmiştim
yeni sınıfımı. Artık orta okul olmuştuk. Bir gün Türkçe öğretmenimiz şiir
dinletisi hazırlayacağını ve bunun için seçme yapacağını söyledi. Bir kaç
kişinin isminin yanında benim ismimi de söyleyince çok şaşırdım.Ben şiir
okuyabilir miydim!
O akşam okul çıkışı konferans salonunda
toplandık. Sahnenin önünde öğretmenimiz karşısında da biz. Sırayla isimleri
okuyor. Ellerine birer şiir veriyor ve başla bakalım okumaya diyordu.
Sıra bana gelince ellerim buz kesti. Hiç şiir
okumamıştım ki şimdiye kadar. Nasıl okunur, nasıl tonlama yapılır.
Öğretmen ismimi söyledi ve elime şiir kağıdını
uzattı önce içinden bir oku sonra da ben seni dinleyeyim dedi.
Elimde ki kağıtta yazan şiir Nazım Hikmet'in
Mavi Gözlü Dev şiiriydi. Önce içimden okudum şiiri sonra hissetmeye çalıştım
adam burada ne anlatıyor, nasıl okunur bu şiir.
Öğretmen tamam şimdi okumaya başla deyince önce
sesim titredi duyulmadı sonra okumaya başladım...
O mavi gözlü bir devdi minnacık bir kadın
sevdi....
Şiirin sonuna geldim ama öyle endişeliyim ki ya beni seçmezse diye.
Öğretmen tamam dedi gelecek vaadediyorsun biraz çalışma ile bu işin üstesinden
gelirsin. Öyle sevindim öyle mutlu oldum ki, eve gidince elimden düşürmedim
şiiri, okudum da okudum. Sonra provalar başladı. O kadar güzel şiirler seçmişti
ki öğretmenimiz. Orhan Veliler, Ümit Yaşar
Oğuzcan'lar, Cahit Sıtkı'lar daha kimler kimler..
Sahnemiz çok özenliydi mumlar yakılmış loş bir
ortam oluşmuştu. Her şiir için ayrı bir müzik vardı. Bir pencere çizildi dekor
olarak, önüne masa sandalye ve masa üzerine kitaplar...Pencerede boğaz
manzarası..
Sunucu giriş yapıyor Bir kaç cümle ile şairi
tanıtıyor sonra şiir başlıyordu. Öyle büyülü bir ortam ki. Hepimiz sahne
arkasında hazırdık.
Ve işte sıra bende önce müzik ardından ben
giriyorum sahneye... Başlıyorum şiire...
O mavi gözlü bir devdi minnacık bir kadın
sevdi...
Sonrası alkış kıyamet... Hocalarım öğrenciler...
Duygulanmamak elde değil..
İşte o gün öğretmenin beni seçmelere çağırdığı
gün başladı ben de edebiyat ve şiir sevgisi.. Uçsuz bucaksız bir deniz gibi..
Severek okudum her şiiri Ümit Yaşar Oğuzcan 'ın
ve Nazım Hikmet'in yeri her zaman ayrı oldu tabi.
Sonra mezun olduk ve liseye başladım
edebiyat dersinde hocamız İstiklal Marşını ezberleyin gelin dedi ilk ders.Ben
zaten biliyorum çok da severek okuyorum. Sonra ki dersi iple çektim.
Sınıf listesine göre gidiyordu hoca. Sonra benim
ismimi okudu ve ben çıktım tahtaya.
Başladım İstiklal Marşı'nı okumaya.
Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak...
Bitirdiğimde sınıfta bir alkış koptu daha kimse
birbirini tanımıyor bile. Edebiyat hocamız da alkışlayınca değmeyin keyfime.
Sen dedi edebiyat koluna gel birazda orada görelim maharetlerini...
Lise bitinceye kadar edebiyat kolundaydım . Her
törende ya şiir okudum ya sunucu oldum yada konuşma yaptım.
Edebiyatı hep çok sevdim. Bir öğretmenin beni
seçmesi hayatımda nasıl büyük bir etki yaptı. Okumaz bilmez ama sevgilerimi
gönderiyorum buradan Hülya Çanak öğretmenime...
İşte öyle sevgili okur..
Huzurla ve hoşça kal oralarda...