çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2019 Cuma

2019 YAZ TATİLLERİ

Merhabalarrrr efeniiiimmm !
Şimdilik eğer Allah'tan bir tatil falan çıkmazsa 2019 yaz tatili dönemini hayırlısı ile kapatmış bulunuyorum...
Ay ne yorgunluk ne yorgunluk tatil değil vallahi eziyet!!! analık dökümünü de yaptığıma göre yazıma devam ediyorum.
Temmuz ayında küçük bir kaçamakla aşkla bağlı olduğum artık kendimi oralı saydığım Çanakkale Gökçeada'ya gittik.


O kadar iyi geldi ki anlatamam hem havası harikaydı denizi çok güzeldi. Bir de uzun tatilimiz için iki çocuklu ilk tatil biraz alıştırma oldu bizim için. Cumartesi gecesi çıktık Pazartesi gece döndük. Yıllardır kaldığımız pansiyon da kaldık. Her şey çok güzel bir şekilde ayrıldık. Kötü tarafı çocukların durmayı sevmemesi yani gezerken her şey güzel hoş iş yemek yemeğe bir şeyler içmeye geldi mi ikisi birden çıldırdı :( Öyle böyle atlattık. Tadı her zaman ki gibi damağımızda kaldı.


Sonraki tatilimiz evlendiğimizden beri ilk bu kadar uzun tatilimiz olacaktı. Hem kurban bayramı hem de akrabamızın düğünü için Kayseri'ye gidecektik. Gidene kadar yol gözümde o kadar çok büyüdü ki anlatamam tam 12 saat !!! hoş giderken malum trafiğe takılıp 15 saatte gittik ama nasıl gittik bir de bana sorun. İki çocuk değil bebek bir küçük araba bir anne baba 15 saat yol :(





Bu tatilin ne kadar yorucu olduğundan bahsetmeyeceğim çünkü yaşamayan bilmez Kerem hasta oldu bana yapışık yaşadı Levent de babasına yapışık. Ne düğün görebildik ne bayram sonunda bitti de evimize dönebildik. İleride bu günleri hatırlayıp gülersin diyorlar ne gülmesi bee hiç aklım yokmuş benim ki iki çocukla o kadar yollara gitmişim diyeceğim ilerde !!!


İşte sevgili okur geleli bir hafta olacak ama ev halkı olarak hala leyla gibi dolanıyoruz bir uyku hali uyuşukluk. Zaten Kerem de hala hasta :(



İşte böyle sevgili okur 2019 yaz dönemini de bu şekilde sonlandırdık. Umarım senin oralar da her şey yolundadır. Hoşça ve huzurla kal oralarda... 

26 Temmuz 2019 Cuma

NERDEYDİM NERELERE GELDİM ???

Ay ne yoğun haftaydı yahu !!!
Şükür cuma'ya kavuşturana...
Ay neler oldu neler sevgili okur :)
Harbiye' de Ebru Gündeş konseri mi istersin Çanakkale Gökçeada'da kısa bir tatil mi dersin...
İş yerinde bir sürü etkinlik mi dersin neyse hepsini detaylı detaylı yazacağım hiç merak etme :)
Ama tek diyeceğim Ebru Gündeş sen nasıl bir sessin !!!
O nasıl bir konserdi öyle...
Öyle işte sevgili okur ben gelene kadar sen Ebru Gündeş'ten Ben de bir insan evladıyım'ı bir dinle bence sonra görüşelim...
Şimdilik hoşça ve huzurla kal.. Ve içinde bolca YAZ'la...


17 Mart 2017 Cuma

18 MART

Haftanın şiir gününe hoş geldin sevgili okurcum.
Haftanın anlamına ithafen en sevdiğim şiirlerden birini paylaşıyorum bugün. Çanakkale'nin gönlümdeki yeri çok çok ayrıdır. Koca bir romandır...
Ne yazmaya sözcüklerim ne anlatmaya cümlelerim yeter...
Benim yerime çok güzel anlatmış Mehmet Akif...
Huzur içinde uyusun tüm şehitlerimiz inşallah Allah gani gani rahmet eylesin...
Minnettarız...
Hoşça ve huzurla kal oralarda..





Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi, 
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı! " 
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.  
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,  
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada! 
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ! 
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl, 
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl, 
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; 
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. 
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb, 
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; 
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, 
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. 
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; 
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... 
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, 
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak. 
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, 
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere, 
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre. 
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler... 
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler! 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman? 
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 
Çünkü te'sis-i İlâhî o metîn istihkâm. 

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler, 
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer; 
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi; 
"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi. 
Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: 
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek. 

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,  
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i... 
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? 
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb. 
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına; 
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,  
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini, 
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i, 
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... 
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, 
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, 
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, 
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber. 

Mehmet Akif ERSOY
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...